/Ares

olymares.jpgsavaş tanrısı

ARES(Romalılarda MARS) :Zeus ve Hera’nın oğulları olan ARES’den, Homerosun yazdığına göre babası da annesi de nefret edermiş. Zaten bir savaş destanı olan İlyada’da bile menfur bir varlık olarak gösteriliyor. Öykünün kahramanları bazen Aresin tezgâhladığı cenk oyunlarının keyfi ile neşelerini buluyorlarmış ama çoğunlukla (bizdeki “gafil ne bilir meydan-ı gazadaki zevk-i safayı” türküsünü anımsatır biçimde) bu acımasız tanrının gazabından bucak bucak kaçarlarmış. Homeros onu cânî, eli kanlı, insan görünümünde somutlaşmış bir belâ, ama aynı zamanda, yaralandığında, acı ile böğürerek bağırıp dört nala kaçan bir ödlek olarak tanımlıyor. Bizim eskiler de “hain olan cebîn (korkak) olur” derlerdi ya… Bununla birlikde, çarpışma alanındaki erlere cesaret ve özgüven telkin etmekle görevlendirilmiş kalabalık bir maiyet erkânı vardı. Kız kardeşi Eris (anlamı “huzursuzluk ve kavga) ve Afroditten doğma oğulları Fobos (panik ve korku) ve Deimos (bozgun) da bu grubun içinde idi. Aresin dişil karşılığı yani “Savaş Tanrıçası” Enyo (Lâtin karşılığı Bellona) ve bazen Aresle özdeşleştirilen Enyalios adındaki ikincil tanrı da Ares’in en yakınında yer alıyordu. Onlar yürüdükçe arkalarından feryatlar yükseliyor, toprak kan selleri ile sulanıyordu. Roma mitolojisine girdiğimizde daha ayrıntılı anlatacağımız üzere, Romalıların “Mars”ı daha saygındır ve Vergilius’un “Eneid” adındaki büyük kahramanlık destanına göre uğruna can vermeye değer bir varlıkdır.

Mitolojide Ares’in figürlerine çok az rastlanır. Bilinen tek kişisel öyküsü Afrodit ile olan aşkıdır; onları “in flagrante delicto – uygunsuz durumda suç üstü” yakalayan Afrodit’in kocası Hefaystos’un şikâyeti üzerine Olimposlu tanrılar tarafından kınanmış, ayıplanmıştır. Bunun dışında, Helenistik ordularca savaşa çıkılırken desteği için tapınılan, bir savaş simgesi olmakdan biraz daha üst konumda olan; ama, Hermes, Hera ya da Apollon gibi seçkin kişiliği olmayan bir tanrı idi. Zaten savaşlarda daha çok onurlu mücadeleyi temsil eden Atena, Artemis, Apollo hattâ (Sparta’da) Afrodit gibi başka ilâhî varlıklar vardu. O savaşın en kötü, en aşağılık yüzü idi. Sık sık mağlup olurdu. İlyada’da Atena’ya mat olmuştu; hattâ bir ölümlü olan Diomedes onu yaralamıştı. Haydutluk yapan oğlu Kiknus’un ölümünün intikamı almağa kalkıştığında Herakles tarafından yaralanıp Olimposdan kovulmuş. Onu kült edinmiş kentler yoktu; sadece Atina’da Aeropagos (Ares Tepesi) eteğinde ona adanmış bir tapınak bulunuyordu. Daha çok eski Yunan’ın kuzey bölgelerinde, Tebai’de, onun adına, toplumsal erdemle bağlantısı olmayan, korku kaynaklı ibadetler yapılıyordu. Spartada ona (tahminen doğum yeri olan İskit ülkesindeki uygulama gibi) savaş tutsakları kurban edilirdi. Ayrıca (kthonik – ölüler diyarına ait bir tanrı sayıldığını gösteren bir uygulama ile) Enyalios’a yapıldığı gibi, geceleri onuruna köpek kurban ediliyordudu. Gerontray’da ona adanan festivalde kadınların kutsal koruya girmelerine izin verilmez ama Ginekotoynas (Kadınların Avutusu) lâkabı ile anıldığı Tegea’da kadın kurbanlarla onurlandırılırdı. Bazılarına göre meşru evlilik yaptığı Afroditten iki oğlu dışında bir de Harmonya isimli, Agloros’dan ise Alkippe adında kızları vardı. Trakyalı Diomedes’in de babası imiş; belki başka çocukları da var. Harmonianin kocası Kadmus’un ve Alkippe yüzünden Aresin muhakeme edilmesi öyküleri ayrıca anlatılacak. Yunanlılar ona köken olarak, Yunanistanın kuzey doğusundaki, halkı kaba ve vahşi yapılı Trakya’yı yakıştırmıştı. Buna uygun olarak simge hayvanı “akbaba” olarak seçilmişti. Bazıları da, Lakonia’daki (Sparta) kurban törenlerine bakarak ona simge olarak “köpek” yakıştırmşlar; ama bu doğrulanmamış.

Sanat eserleri arasındaki tasvirleri de çok değildir. En eskilerinden biri Afroditle yukarda anlattığımız aşk sahnesini canlandıran, İ.Ö.VIII. asra ait Lemnos vazosu parçasındaki resmidir. Bunun dışında, vazolardaki tasviri zırhlı savaşçı görünümündedir. Alkamenes, Skopas ve Leokares’in yaptığı heykelleri vardır. Partenondaki Olimpus tanrılarını bir arada gösteren freskde sivil hâli ile görünür. Bergama sunağındaki büyük freskde de sahne almıştır.

Ares’in sanata katkısı bu kadar; bilimde ise, Arendt’e verdiği dolaylı ilhamdan ibaret. Ama, Romalı karşılığı Mars daha sonra göreceğimiz üzere farklı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s