(Olympos ve (Öncesi

olymnav.jpgOlimpos Tanrı ve Tanrıçaları: var oluşlarından önce onların da atası olan bir kaç tanrıdan bahsetmek gerekebilir,kısa kısa kim kimdir ne nedir:

Varlık olgusu; yaradılış, varlıkbilim isimleri ile, din’e, felsefeye, bilime farklı derecelerle konu oluyor. Din (mitoloji dahil) varoluş’un ilk sebebi ile ilgili olarak kökden çözüm iddiasında… Tek tanrılı dinler tüm evreni Tanrının yarattığını ileri sürüyor. Daha kuşkucu olan felsefede, yaradılışın bir ilk sebebi olması gerektiğini bir heykel alegorisi örnek verilerek açıklanıyor; bir heykel düşünelim (örneğin Rodin’in “düşünen adam” heykeli; bu heykelin temel özelliklerini araştıralım: bunun maddesini oluşturan malzemesi var; buna verilmiş bir biçim var; bunun bir amacı, bir işlevi ya da ifade etiği bir düşünce var. Heykeli genel yapısı ile tanımlayan bu üç ana öge. Peki, bu heykeli vücude getiren kim? Demek ki: bunun bir yapıcısı olması gerekiyor. Ama, felsefe, bu ilk sebebin nasıl hâsıl olduğunu bilemiyeceği için bu konuyu askıda bırakıyor. Bilim, oluşumu, geriye doğru ancak kanıtlayabileceği ölçüde fizik süreçler içinde açıklayabiliyor.

Ne gariptir ki Yunan Mitolojisi, tek tanrılı dinlerden farklı olarak, Tanrının evreni değil, “evren”in tanrıları yarattığına inanıyorlardı. Yunan uygarlığı boyunca evrimlere uğrayan ve çeşitli ozanlarca ayrı tadlarda terennüm edilen mitolojik geleneği ve yaradılış inancını, “Iliada” ve “Odiseos” adında iki büyük destanla uzayıp giden maceralar dizisi içinde mitoloji zevkini yeni çağlara ilk veren Homeros’dan sonra, dinsel inanç konusu oldukları hâlde dağınık ve birbirleri ile çelişen efsaneleri uzlaştırarak, derli toplu yazmaya çalışan ama bunu ilerdeki örneklerde göreceğimiz üzere başaramayan Askra’lı Hesiodos’u esas alarak tanıtmaya çalışalım ve bu gelenekden çağımızın kültürel kazanımlarını görelim. Önce, Hesiodos hakkında biraz ek bilgi verelim:

Kendisinin yazdığı konusunda bazı tarihçilerin şüphesi olan “Teogonia”dan başka (Teogonia’nın devamı gib kabûl edilebilecek ama daha çok toprak sevgisi ve çiftçiliği anlatan) “Erga Kai Hemerai – İşler ve Günler” adında eseri olan Hesiodos ayrıca “Aspis Herakleus – Herakles’in Kalkanı” isimli destanın ilk 54 dizesini yazmış. Başka bazı eserler de ona atfedilmiş ama ona ait olmadığı anlaşılmış. Euboia (Eğriboz)’da Khalkis’de bir şiir yarışması birinciliği ile ün kazanmış. Askra’da ölmüş, fakat Tespios’ların Askra’yı tahrip etmesinden sonra mezar kalıntıları Orkhomenos’a taşınmış. Şimdi “Teogonia”dan yola çıkarak “Yaradılış”ı, arada bazı yorumlarımızı katarak, izleyelim:

Tanrılardan önce “kaos” yani sonsuz uçurum, boşluk vardı. Sonra gök ve yer şekillendi; göğü temsil eden Uranos ile yeri temsil eden Gea’nın beraberinde “Eros – Aşk” zuhur etmişti (böyle bir cevher var olmadan evlilik ve doğurganlıkdan söz edilemiyeceği muhakkak). Bu çift’in birlikteliğinden altı adet erkek “titan”, altı kız “titanid”, “tek gözlü kikloplar”, “yüz kollu hekhatonheirler” doğar. Fakat Uranos çocuklarını hiç sevmez; onları Gea’nın derinliklerine gömer. Buna üzülen Gea çocukları ayaklanmaya teşvik eder. “Kronos” hariç, çocuklar buna cesaret edemez. Kronos bağcı bıçağı ile Uranos’un cinsel organını keser ve denize atar. Ölümsüz tohumdan Kıbrıs’ın Baf sahilinde köpüklerden Afrodit doğar. Uranos’un yarasının kanından Erinyalar ve Devler doğar. Babasının güçden düşmesi ile iktidarı ele geçiren ve Yunanca anlamı “zaman” olan Kronos isminin, bu anlam dışında, Helen öncesi çağdan kaldığı da iddia ediliyor. Kronos kız kardeşi Rea ile evlenerek bir çok çocuk sahibi olmuş; fakat babası gibi zalimce davranarak bunların hepsini parçalayıp yemiş. Burada, “zaman”ın her şeyi yok etmesine metaforik gönderme olduğunu kabûl edenler de var. Rea, çocuklarından sadece Zeus’u, Kronos’un kucağına kundağa sarılı bir taş vermek suretiyle kurtarmış. Zeus yetişkin hâle gelince babasını Tartaros’a sürüyor ve kardeşleri (Hestia, Demeter, Hera, Hades ve Poseidon) ondan geri alıyor.

Burada bir not düşmemiz gerekiyor. Bütün Elen destanlarında en büyük tanrı Zeus olarak sunulur; hatta bu ismin tek tanrılı dinlere de “Tanrı” olarak aynen geçtiğini anlattık. Onun gibi bütün tanrılar (insanla karışık başka mahlûkat biçimli bazı ilâhî varlıklar dışında), heykel, friz gibi tasvirlerde antropomorfik (insan şekilli) olarak tanıtılır. Tanrıların, yaradılmasına etmen olmadıkları kosmos’un (evren düzeni) yönetiminde görev aldıkları, bunun içinde iş bölümü yaptıkları anlaşılıyor. Belki Zeus’un varlık sebebi (filozoflar gibi) Yunanlı ozanların da zihnine takılmış, kaos dönemi sonrası kendiliğinden hasıl olan ve yönetici tanrılara vücut veren, görüş alanlarındaki gök ve yer olarak algıladıkları evren ve zaman kavramlarına dönmüşler; burada belki hayal etme yetenekleri veya daha eski başka uygarlıklardan transfer ettikleri inançlar ya da gelenekler yardımcı olmuş; ama, üretmeyi ve yönetmeyi insan işi olarak düşündüklerinden, gene onları da personifie etmekden (kişileştirmekden) kendilerini alamamışlar.

Kosmos’un en yüce yönetim kurulu “12 Olimpuslular” denen Olimpus dağında yerleşmiş şu 12 büyük tanrıdan oluşuyordu: başkanları ZEUS, onun iki erkek kardeşi POSEİDON ve HADES, kız kardeş HESTİA, Zeus’un karısı HERA, oğulları ARES, Zeus’un çocukları ATENA, APOLLO, AFRODİT, HERMES, ARTEMİS ve Hera’nın oğlu (bazı kaynaklar babasını da Zeus kabûl eder) HEFAYSTUS. Zeus’un kız kardeşi (buğdayların anası) Demeter 12 Olimpian arasında yer almıyordu.

Erga Kai Hemerai”da ise, Hesiodos dünyaya gelen insan gruplarının beş evresini anlatır: “Altın çağ” denilen ilk dönemde insan’ı yaratmak tanrıların görevi oluyordu. İlk insan soyu altındandı. Yer ana insanlara meyvelerini bol bol sunuyordu. İhtiyarlamak yoktu; insanlar uykularında ölürlerdi. Zeus onları ölümlülerin koruyucusu meleklere dönüştürdü. Yabancı varlıklarla savaş etmek tek kaygıları idi. Silâhları gibi korunaklı olsun diye evleri de tunçdandı. Ardından “gümüş çağ” ile gelen yeni soy 100 yıl boyunca çocuk olarak kaygıdan uzak kaldı; ancak bunlar gençlik dönemime girdiklerinde, “ölümsüzlere” tapmak için törenler yapmayı reddettiklerinden Zeus onları gömüp ölüler ülkesinin mutlu perileri yapar. Bunun ardından gelen “tunç çağ”ın insanları durmaksızın dövüşen savaşçılardır; birbirlerini tümüyle kırdıkdan sonra bu çağ da sona erer. Bundan sonra gene birbirleri ile amansızca savaşan kahramanların, yarı tanrıların çağı gelir. Kitleler halinde Tebai’de, Troya’da can verirler. Geri kalanlara, Zeus “Mutluluk Adaları”nde yer açar. Bir süre bolluk bereket içinde ömür sürerler; sonra saygı ve vicdan yeryüzünü terk ederek Olimpos’a çıkar. En son “demir çağı”nda acı ve sefalet vardır ama insanlar iyiliğin ve erdemin de ne olduğunu unutmamışlardır. Fakat, Zeus için bu insanlar aşağılık varlıklardır.

Yaradılış sürecini özetle gördükden sonra, bu bahisde geçen sözcük ve kavramların zamanınıza uzantılarını araştıralım. Önce Hesiodos’un şiirsel destanlarının isimlerinden başlayalım:

TEOGONİA : Tanrısal Soyağacı anlamındaki bu sözcüğün etimolojisi: Teos= tanrı, gonia =köken,
orijin demek. “Teos”un çağımızda hangi kavramlarda kullanıldığını gördük (bunlara bir de “Teogamia’nın tanrısal birleşmelerin onuruna yapılan şenlikler demek olduğunu ekleyelim). “Gonia” ise “gignome= olmak” masdarı ile ilgili (genos “Lat. genus”= ırk) Çağımızdaki “gen = soy, üreme hücresi”, “genetik = soybilim” sözcükleri bundan türemiş.

ERGA KAİ HEMERAİ : İşler ve Günler anlamına gelen ibare’den “erga” Yunanca ergon sözcüğünün çoğuludur. Zamanımızda ekonomistlerin çok önerdikleri “ergonomi = çalışmayı verimli kılan düzenleme” denilen teknik de adını bundan alır (ergon = iş, nomos = kural, düzen).

Rumlarla sıkı fıkı olduğumuz çocukluk günlerimizden “kal-emera- iyi günler” selâmını hatırlarız da, XIV. asrın ünlü İtalyan yazarı Boccacio’nun “Dekameron, İtalyanca özgün adı ile Il Decamerone” eserinin isminin anlamını (eserin çevirmeni dahil) bilmezdik. Yunanca deka= on, hemeron = günlük sözcüklerinden oluşturulan bu isim şimdi öykü yazarlığında bir stili ifade ediyor. İtalyada, on gün süre ile evlerden çıkmanın yasak olduğu bir veba salgını sırasında eve kapanan arkadaş ve yakınların vakit geçirmek için sıra ile öykü anlatmaları formundaki eseri bir tarz olarak benimseyenler “dekameron türü” öykü demetleri yazagelmişler. İngiliz Chaucer’ın “Canterbury Tales – Canterbury Hikâyeleri” bu türdendir. Bu tarzın ilk örneği belki de “1001 Gece Masalları”dır.

Adının çağdaş kültüre ne şekillerde geçtiğini daha önce açıkladığımız ve hemen her mitolojik öyküde yer alan Zeus’e, 12 Olimpuslu tanrılar kadrosunun sonunda biraz daha geniş yer vereceğiz ve daha sonra ikincil tanrısal varlıkları açıklamaya geçeceğiz.

Hesiodos’un yazımına katıldığı “ASPİS HERAKLEUS” destanına gelince “aspis” eski Yunancada “kılıç” demektir; zoolojide kılıca benzeyen bazı yılan çeşitlerinin isimlendirilmesinde kullanılmıştır; ör. “aspik” aspis ve basilik (kral) sözcüklerinin birleştirilmesi ile yapılmış (kral kılıcı). Kleopatranın, bu yılanı göğsüne bastırarak intihar ettiği söylenir. Bir de “apsis engereği- vipera aspis” adında engerekden daha zehirli bir yılan var.

KRONOS (Romalılarda Saturnus): “Zaman” anlamı ile pek çok sözcüğün bileşimine girmiştir. Kronoloji-kronografi: tarihî olayların zaman sırası ile incelenmesi, kronorama: tarih sırası ile olaylar çizelgesi; kronometri: zaman ölçümü ile uğraşan mekanik dalı, kronoskop: balistikde merminin top içinde hareket zamanını ölçen aygıt, kronometre ve kronometraj: duyarlı saat ve bununla ölçme işlemi; kronopataloji: yaşanan zamanı şaşırma hastalığı ve kronos ile türetilen daha pek çok sözcük var.

Zamanında “altın çağı” yaşattığına inanılan kronos’un kültü Sicilyada Kartacalılarca da benimsenmiş; onu taptıkları ve adına tepelerden kurbanlar attıkları Baal putu ile özdeştirmişlerdir. Yunanistanda, onuruna “yüz hayvanın kurban edildiği şenlikler” bu adı taşıyan ayın (hekatombaion) 13’ünde kutlanırdı. Yunan paganizminin ilk dönemlerinde buna benzer çok kanlı ritüeller vardı; ama klâsik çağ’a girerken ahlâkî anlayışın rafine edilmesi ve felsefenin devreye girmesi ile insanî yaklaşım egemen olmaya başlayacaktır. Örneğin: ilahî tepeler grubuna dahil olduğuna değindiğimiz Parnassos dağının güney batı yamacında Delfi (Delphoi) kentinde M.Ö. VIII. asırda kurulan (çeşitli afetler sonucu yeni inşaatlarla ayakda tutulan) tapınak ve kehânet ocağı, zamanla kehânetten çok ve siyasî ve ahlâkî öğütler veren bir danışma merkezi olmuş. Tapınağının alınlığındaki “kendini tanı” vecizesi, tapınağa girenlere kendi serbest iradeleri ile kendi kişilik ve kaderlerini belirlemeleri gerektiği öğüdü ile ün kazanmıştır.

GEA : Evrenin dişi ögesini yani arz’ı, yeri, toprağı temsil eden bu tanrıçanın adı zaten Yunancada toprak karşılığı olarak kullanılmaktadır. “Geografia – coğrafya” bildiğimiz üzere “toprağı, arzı tarif etme”, “geometria – gometri “ ise “yer ölçme” bilimidir. “Georgikos”, “g” ile “y” seslerinin karışık telâfuz edildiği Yunancada toprak işleme demektir; diğer batı dillerine çeşitli telâffuzlarla “George” olarak geçen özel isim “Yorgo” aslında çiftçi, toprak işleyen ya da koca demektir.

REA : Adı astronomide Satürn’ün beşinci uydusuna verilen “Rea”nın Uranos ve Gea’nın kızı olduğunu daha önce beirttik. Çocuklarını yiyen kocası Uranos’un elinden sadece Zeus’u annesi Gea’nın yardımı ile Girit’e kaçırmış; orada bir mağarada yaşayan Amaltea adında bir dişi keçinin bakımına emanet etmiş; keçi Zeus’u emzirerek büyütmüş. Bu lejand sanat eserlerinin konusu olmuş. Zoolojide, Antilerde yaşayan bir deniz yumuşakçasına “amaltea” adı verilmişitr.

DİONE : .Afrodit’in Zeus ile Dione’nin kızı olduğunu (Homeros’a atfen) söyledik; oysa, Dione hakkında “yaradılış destanı”nda Uranos ile Gea’nın kızı olduğu bilgisi verilmektedir; bu hesaba göre Zeus, Dionenin öz be öz yeğenidir. Yunan ozanlarının, zaman kavramını göz ardı etmelerinden doğan çelişkilerinin tanrısal aile bağlarını nasıl içinden çıkılmaz hâle getirdiklerini, onları nasıl ensest ilişkilere zorladıklarını görüyorsunuz.

Çeşitli lejandlarda bazen Rea ile, bazen Themis ya da Leto ile özdeşleştirilen Dione’ye Ilyada’da sevecenliği ile yer verilir. Adı, astronomide Satürn’ün dördüncü uydusuna verilmiştir. Zoolojide böcek kapan bitki de adını ondan “Dionaea” olarak almıştır.

HADES – AIDES (Romalılarda PLUTO) : Gök Tanrısı Zeus’un, Deniz Tanrısı Poseidon’un “Yeraltı ve Ölülerin” tanrılığını üstlenmiş kardeşleridir. Eski Ahit’in (Tevrat’ın), M.Ö. 270’de yazılmaya başlanan Yunanca çevirisi “Septuagint’de ölülerin gittiği karanlık bölge “Şeol” karşılığı olarak “Hades” kullanılmıştır.

Fakat Kutsal Kitabın başka dillerine çevirilerinde bunlar yerine “Cehennem” karşılığı sözcükler yer alır. Yeni Ahit’in yani “İncil”in Yunanca metinlerinde ise cehennem’in karşılığı olarak “Hades” sözcüğü yer almıştır. Mitolojide Hades’den daha aşağı katlarda olan ceza alanı “Tartaros” zamanla, “infaz yeri” anlamındaki farkı yitirerek Hades’le eş anlamlı kullanılmaya başlanmış. Yeraltında saklı madenlerin sahibi olarak Pluto ya da Pluton (Zengin ya da servet getiren) adı ile tanınır ve “Zenginlik Tanrısı” da sayılır.

Genelde bu adı kullanan Romalılar; “zenginliği” temsil ettiğinde çoğu kez dillerinde “servet” anlamına gelen “DIS” olarak anarlar. “Zengin” adı bir bereket tanrısı ile karıştırılmasından ya da tüm ölen canlıları etrafında toplamasından ortaya çıkmış olabilir. Olimpos’u ziyaret için yeraltı krallığını terkettiği çok nadirdir; zaten huzurundan keyf alınan bir misafir olmadığı için de onu davet eden olmaz. Hades ya da Aides isminin kökeni belli değil ise de yeryüzünde görünmediğini telmihen “görünmeyen tanrı” karşılığı kullanıldığı için “görünmeyen” anlamına geldiği sanılıyor.

Başına takanı görünmez hâle getiren ve Kiklopların imâl ettiği ünlü tolgası vardır. Dünyanın bittiği ve sonsuz gecenin egemen olduğu “Kara Toprak” denilen yeraltı aleminde çürümüş organik artıklardan pisliklerle dolu karanlık büyük “Akeron”, gizemli iniltilerin duyulduğu “Kokitos”, suları ölmezlik veren “Stiks” ırmaklarını geçen ölüler, bu gezi için kendilerine cenazeleri başında bırakılan iki obolos parayı suratsız kayıkçı “Karon”a öderler. Stiks ırmağından geçtikden sonra Tartaros’un kapısında üç başlı köpek “Kerberos” ile karşılaşılır; bu canavar gerek içeri girmek, gerek dışarı çıkmak isteyenleri parçalayıp, yutar. Yeraltındaki yargılamaları, Asyalılar içim Knossos Hükümdarı Radamantis, Avrupalılar için Ayakos yapar. Çözümlenmesi zor olaylar ise Radamantis’in kardeşi ve Giritin yasa koyucu hükümdarı Minos’a havale edilirdi. Hades acımasız, amansız, dehşet saçan fakat âdil bir tanrıdır; şeytanî ruhlu değildir. Ölülerin Tanrısıdır ama “Ölüm”ün kendisi olan Thanatos (Romalılarda “Orkus”) ile özdeş değildir. Ölülerin yargılanmasına başkanlık eder; onların cezalandırılmalarını denetler ama Erinye’lerin (Furialar) işi olan işkenceleri yönetmez; yeraltı dünyasının yargıçları arasında da sayılmazdı. “Hades” Omeros’un Odise destanında tanrı değil mahâl adı olarak geçer; burayı ölmeden ziyaret eden mitoloji kahramanları Herakles, Orfeos, Psike ve kadın kâhin Sybilla eşliğinde Odiseos ve Eneas olmuş. Mitolojik destanlar ve öykülerin tutarsızlığı karşısında mitologlar yaşam sonrası alem hakkında sağlam bir kanaat edinememişlerdir; ancak, Hesiodos gibi bazı ozanların “Kutsanmışların Adaları” adını verdiği, Cennet karşılığı Kronos’un yönettiği “Elysion Çayırları” ya da “Hesperidlerin Bahçesi” denilen alanlardan söz edilmektedir.

Yeryüzünden getirip, arz derinliğinin ecesi yaparak, yönetimi paylaştığı Kora ya da Persefon (Proserpine) ile evlidir. ( Gönlünü kazanmak için, doğasına uymayan “Klimenos – Parıltılı”, “Öbuleos – İyi Öğüt Veren” ya da “Polidektes – Çok şey kucaklayan” sıfatları verilerek tapınıldığı olmuştu. Bazen de “Zeus” isminin önüne (“Kthonios ya da Katakthonios – Yeraltındaki” gibi) sıfatlar getirilerek anılmış.

Klasik sanatta ender olarak ve çoğunlukla Persefon’a tecavüz ettiği sahne ile yer almıştır. Daha önce de değindiğimiz gibi, eski Yunan dininde tanrılar iyi ve kötü kategorilerine ayrılmazdı; her kişiliğin içinde bir dualite vardı, ama bugün ayrı ayrı “Rahman” ve “Şeytan” modellerine itibar edildiğinden Hades, popüler kültürde Şeytanî bir figür olarak resmediliyor; video oyunlarında düşman ve “Savaş Tanrısı” olarak gösteriliyor. Hades markalı simülasyon teknikli bir dijital grafik tasarım sistemi var.

HESTIA (Romalılarda VESTA) : Zeus’un kız kardeşi. Apollon ve Poseidon kendisine talip olunca hiç evlenmemeye and içmiş; Atena ile Artemis gibi bakire kalmış; Zeus da ona bütün kurbanlara gözetmenlik yapma onuru bağışlamış. Seçkin kişiliği olmadığı için efsanelerde yer almaz. Aile yuvasının simgesi olan “Ocak Tanrıçası”dır. Yeni doğmuş bebek ailesine teslim edilmeden bu ocağın etrafında kucakda gezdirilir. Her yemek faslı ona dua edilerek başlatılır ve bitirilir. “Tamia” lâkabı ile evde yapılan işleri, yiyecek-içecek gibi birikimleri denetimi altında tutar. Her kent’in, onun adına yakılmış olup hiç söndürülmeyen bir kamusal ocağı (prytaneion – ocak tapınağı) vardır. Bu ocak ya belediye binası avlusunda ya da yüksek rütbeli görevlilerin toplantı yaptıkları alanında yakılıyordu. Kent üzerindeki etkisi dolayısıyla Hestia’ya Metropolis (kentin annesi) lâkabı verilmişti. Zamanızdaki “metropol – metropolis” “Ana kent’i, büyük kent’i ifade ediyor. Konukseverlik, işbirliği, iş ve ev dışı yaşam konularında Zeus ve Hermes ile bağlantılı olarak etkinlik gösterirdi. Yeni bir koloni kurulunca, kolonistler yeni kentin ortak ocağını tutuşturmak üzere yurt ocağından kömür getirirlerdi. Hestia daha sonraki Yunan din felsefesinde evrenin ocak tanrıçasına dönüşmüştür; Delphoi’da bulunan ve onun tahtı sayılan omfalos (göbek taşı) dünyanın merkezi sayılırdı. Omeros onu bir tanrıça olarak tanımaz ama ocağın yolda kalmışlara bir sığınak olduğundan söz eder. Romalılar da aynı geleneği sürdürdüler; Roma’daki kamusal ocağın sönmemesi için başında sürekli olarak “Vestal’ler – Vesta Rahibeleri” denilen altı bakire beklerdi.
Tasvirleri harmaniyeli ve başörtülüdür.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s