ZEUS

olymzeus.jpgtanrıların tanrısı

ZEUS (Romalılarda JUPITER – IUPPITER – IOVIS, Sanskrit kültüründe DYAUS-pitar) :“Deus” ile “Zeus” arasında kesinlikle etimolojik bir bağ vardır. “Zeus”un bu yazının başında verdiğimiz Lâtin ve Sanskrit karşılıkları da bu bağı göstermektedir. Jü-piter ya da Iup-piter (Işık-peder, – Gök-baba) sözcüklerinin ilk hecesi aslında Etrüsk krallarının İtalyaya tanıttığı “diu” da gök tanrısı olup aydınlık anlamına geliyordu. Bence “Theos”, Zevs sözcüğünden türemiş olup,”Zevs’in soyundan” gibi bir anlam taşır. “Tanrı” karşılığı Aramca “Alaha”yı kullanan Hazret-i İsa, Yunanca İncillerde bunun yerini özel bir isim olan “Zeus”un aldığına tanık olabilseydi, bunu küfür sayardı. Bakalım, Elen Ortodoksların ve Katoliklerin, Yüce Yaradan’a lâyık gördükleri ismin ilk sahibi Yunan tanrısı ne karakterde bir varlıkdı?

Encyclopaedia Britannica’daki ilgili maddede, her ne kadar Zeus kültünün , Elenler beraberinde Yunanistana getirildiği yazılı ise de Elen öncesi benzerleri “Gök Tanrı” olarak tüm paganist dinlerde vardır; Mısırlıların “Amon-Ra”sı da bunlardan en eskisidir (hattâ benim aklıma Zeus’un eşi “Hera’nın “Ra”nın dişili olduğu gelmektedir; çünkü Yunanca “eta” harfi (H) aynı zamanda dişil harf-i tarifdir).Germanik kavimlerin inandıkları “Odin”, “Thor” gibi tanrılar dabenzerleridir. Çok geniş alanlardaki benzer kültlerin kökeninin saptanması çok zordur. Yurdumuzdaki ören yerlerini adım adım dolaşmış, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Klasik Diller Bölümünde okutmanlık yapmış George Bean de, bir çok araştırmacı gibi Zeus’un, Avrupalı değil, Küçük Asyalı olduğuna inanmaktadır; Bean’in “Eski Çağda Mendres’in Ötesi” isimli eserine göre, Zeus Anadolunun göneybatısına yerleşmiş Karyalıların, adına çok sayıda tapınak yapılmış, favori tanrısıdır. Kült olarak ortaya çıkışı da, diğer tanrılar gibi Helenistik kültür öncesidir; “Yaradılış”la ilgili olup sonradan Yunanlıların da benimsediği Girit efsanesine dayanır. Bazı Girit kaynaklarına atfen verilen bilgilere göre, Girit Kralı Minos’un egemenliğinde iken İonlar ve Dorlar, bazı iddialara göre de bizzat Minos tarafında Ege kıyılarına kovulan Karyalılar “Zeus” kültüne çok bağlı idiler; daha doğrusu, geldikleri Giritten getirmiş olsalar da, bir Karya tanrısı olarak, Zeus kültü Anadolunun Mendres ötesi topraklarında bereketlendi; nerede ise adım başına bir Zeus tapınağı inşa edildi. Hisarbaşı mevkiinde halen pek az iz bırakmış tapınak, olasılıkla Herodotos’un söz ettiği “Zeus Karios – Karyalı Zeus” tapınağıdır. Strabon ise iki tapınakdan daha söz eder; Labranda’da kurulmuş “Zeus Labraundos” ya da “Zeus Stratios” ve Hekatomnos hanedanından gelen Kayralıların anayurdu kabûl edilen Mylasa’nın (Milas) hemen dışında inşa edilmiş “Zeus Osogos”… Deniz kenarında yaşayan Karyalılar Zeus Osogos’a bir deniz tanrısının özelliklerini vermiş; elinde Poseidon’un üçlü yabası ile yarattıkları bu tanrıya “Zenoposeidon” adı vermişlerdir; bu kült iki ilahî varlığın bileşiminin tipik bir örneğidir. Muğla-Milas karayolunun kenarında şimdiki Eskihisar mevkiindeki Stratonikea’da “Khrysorik” denen Karya Birliği merkezindeki tapınak ise “Zeus Khrysoreos – Khrysaorisli Zeus”a adanmıştır. Karya yerleşimi anlamındaki Khrysaoris, Posanias’ın birkaç köyden oluşan Stratonikea’yı tanımlamak üzere kullanğı bir deyimdi. Gökova (eski Kos, daha sonra Kemre) körfezi kıyısındaki Kedriai’de Rodoslular egemenliğinde iken inşa edimiş “Zeus Atabryos” tapınağı mevcuttu. Daha önceki ismi “Diospolis – Zeus’un kenti” olan Laodikeia’nın (Osmanlı zamanında “Ladik” denilen Denizli) baş tanrısı da Zeusdu. Stratonikeia’ya ait ikinci kutsal alan, Eskihisar’ın 15 km. kadar güneydoğusundaki Panamara’daki “Zeus Panamaros”u; Güllük Limanına yakın Kuren Köyü yanındaki İassos’da “Zeus Lepsynos”u; Karya havalisi dışına taşsa da hemen yakınında Antalya’nın Güllük Dağında Solimliler adındaki kavmin kurduğu Termesos’daki “Zeus Solymeos” tapınağını zikremeden geçmeyelim. Ayrıca, Berline taşınan “Zeus Sunağı”nın Bergamadaki alanını hepimiz görmüşüzdür.

Doğum öyküsünü daha önce verdiğim Zeus evrenin yönetimini kardeşleri Poseidon ve Hadesle paylaşmış; kendisi baş tanrı ve Gökler tanrısı olmuştur; korkunç şimşeği aracılığı ile bulutları toparlar ve yağmur getirir. Bazı söylentilere göre ilk partneri Dione (Dodona) ise de tek meşru eşi Hera olmuştur. Gücü tüm öteki ilahî varlıkların toplam gücünden fazladır. İlyada’da ailesine “benim kudretim her şeyin üstündedir; göğe altın bir ip koyun; bir ucuna tüm tanrı ve tanrıçalar asılsın beni çekemezler; ben bir çekişde onların hepsini darmadağın ederim” der; ama, gene de her şeye kâdir, her şeyi bilen değildir. Gene aynı eserde Poseidon ve Hera onu kolaylıkla kandırırlar. Ona karşı gelmek ve madik atmak olanaksız değildir. Bazen “Kader” gibi gizemli bir gücün onu matettiği söylenir. Hera’nın, alaylı bir biçimde, gücü varsa “Kader”in elinden “ölüm” gibi bir akıbeti almasını ona önerdiğini Omeros nakleder.

Ölümlü, ölümsüz her türden bir kadına kapılacak kadar ayran gönüllüdür, iradesine yenikdir; sadakatsizliğini eşinden gizlemek için her düzene başvurur; buna karşın açık verir, Hera ile devamlı hır gür hâlindedir. Arzuladığı kadını ağına düşürmek için sık sık hayvan kılığına girer. Kuğu kılığında Leda’ya tecavüz eder. Kızkardeşi olup sonra yasal olarak evleneceği Hera’ya bile ilk yaklaşımı tecavüzkârane’dir; guguk kuşu kılığında onu kovalar. Evropa’yı kaçırmak için boğa’ya dönüşür. Bunlar yanında, tanrıçalardan Metis, Temis, Dione, Örinome, Mnomesine, Lero, Demeter; ölümlü kadınlardan Alkhamene, Antiope, Kallistra, Danae, Agina, Elektra, İo, Maia, Niobe, Semele, Leda ve Taygere ile olmak üzere çok sayıdaki aşk öykülerini ayrıca anlatacağız. En görkemli tanrıya böyle zaafların atfedilmesi araştırıcı bilginlerin de merakını çekmiş; değişik topluluklarda inanılan ilahî güçlerin çoğu kez özdeşleştirilip bir kişilikde birleştirilirken ya da bir topluluğun panteon’una (tanrılar grubuna) başka topluluğun tanrı ya da tanrıları transfer edilince farklı karakter yapılarının da o grupda toplanabileceği yolunda bir açıklamaya ulaşılmıştır. Eski bir tanrının eşi, Zeus’a transfer edilince, muzip ozanların imgelemlerinin yaratıcılığı ile de konunun kutsallığını ihlâl eden sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu bitmez tükenmez aşk serüvenleri zavallı inançlı Yunanlıları çok rahatsız etmiştir; ama işin bu tarafı, daha çok insanî temaları ele alarak mecazlar peşinde olan sanatkârların, ozanların umurunda olmamıştır. Üstelik Ksenefon, Platon gibi Yunan filozofları Olimpos tanrılarını alaya almıştır. M.S.125, Samosata (Samsat – Adıyaman) doğumlu hatip ve yergi yazarı, filozof Lukianos, “Teon Dialogoi – Tanrıların Söyleşileri” isimli eserinde Zeus’a atfedilen yakışıksız gönül ilişkilerini, Yunan etik anlayışı adına çok sert eleştirir; “Kader” karşısında Zeus’un çaresizliği saptamasını yapan Omeros’u doğrular. “Zeus Elenchomenos – Çapraz Sorgulama ile Sıkıştırılan Zeus”da ise, bir Kinik (dünya nimetlerine boşveren, alaycı felsefe yandaşı) Zeusun yüzüne karşı “dünya işlerine müdahale gücünden yoksun bir aciz olduğunu” söyler. “Zeus Trogodos – Zeus Palavraları”nda, bir Stoikle (erdem, görev ve disiplin anlayışını savunan felsefe yandaşı) tartışan bir Epiküryen (arzuların sınırlı tutulması kaydı ile nihaî haz ve mutluluğu savunan) filozofun, “tanrıların kudret sahibi olmak şöyle dursun mevcut dahi olmadıkları”nı söylemesi karşısında Zeus paniğe kapılır. Karya dışında, etkisi hep (Hera, Apollo, Artemis, Atena gibi) yerel ilahî varlıkların gerisinde kaldı. Örneğin, Atinalılar için “Baba – Patroios” Apollo idi; onlar eskiden Peloponez’de yaşamış İonlarla aynı soydan olduklarını iddia ederek, kendilerini Apollo’nun oğlu İon’un torunları kabûl ediyorlardı. Zeus önemsiz bir kişilik taşıdığı bir dönem geçirmiştir. “Mana” adındaki Göğün gücünü taşıdığına inanılan meteor taşlarına “Zeus Kataibates ya da Kappotas – Yere inen ya da atılan Zeus” denilmesi, onun o devirde sınırlı bir işlevi olduğunu gösteriyor. Ancak, zamanla itibarı artarak Gök tanrısı olma yanında geniş bir alandaki “Kral”, “Efendi” gibi “Aile Babalığı – Patroios” ile biri fizik biri moral olmak üzere çifte bir değer taşımaya başlamış; bu ikinci değeri tüm Yunan klanları, toplulukları içinde paylaşılmıştır. En küçükden en büyüğüne Yunan topluluk birimlerinin örgütlendirilmesi onun koordinatörlüğü ile ilgilendirilir; böylece eşi Hera ile birlikde “Teleios ve Teleia – Tamamlayıcı” sıfatı alır. “Patroios”un, çok eski bir klanlar federasyonunun gerçek kralı’nın sıfatından geldiğini ileri sürenler de var. Zeus “Patroios” sıfatı ile akrabalık haklarının muhafazasını üstlenmiştir; bu bağlamda başka sıfatları da var: “Zeus Klarios – mülkün, toprağın Zeus’u”, “Z. Horios – sınırın Z.u”, “Z.Herkeios-Evlerin Koruyucsu Z.”, “Z.Ksenios – Konuksever Z.”, Boiotia’da “Z. Trophondos – Besleyici Z.” Gibi epitetleri vardır. “Z. Polieus – Kent devletin Z.u”. Olimpia dahil, çok sayıda kent’in de patronudur. “Z. Agoraios – Agora, Kent meydanı Z.u” tacirlerin işlerini dürüstlükke yapıp yapmadıklarını gözetir. “Z. Plousion zenginlik getiren Z.” de kentlilerin gönencini sağlamaktadır. Zeus en geniş yetki ile “Panhellenios – Tüm Elenlerin Tanrısı”dır. Bir çok yörede de “Bulaios – Danışma Kurulunun Başkanı”dır. Ciddî kararların ve sözleşmelerin gerçekleştirilmesi konusunda verdiği yeminin gücünü ifade etmek üzere “Horkios” sıfatı alır. Çok eski klan geleneklerini muhafaza eden bazı kültlerde, daha düşük bir rütbe ile, klan içinde meşru olarak doğmuş tüm çocukların ortak bakımını temsil eden “Phratria – Biraderliği” temsil eder.

Sanatta eski dönemlerde bazı sembolik objeleri Zeus’un kültü ile ilişkilendirmişlerdir. Figür olarak en eski tasviri İ.Ö. 600’lere ait olup, şu anda Berlin Devlet Müzesinde bulunan, çıplak, sakallı, yıldırım fırlatırken görüntülenen heykelidir. İ.Ö.500’den itibaren tüm kuşandığı zırhı ile betimlenmeye başladı. Dünyanın yedi harikasından biri olan 12 m.ye yakın boydaki heykeli, Faydias Usta tarafından, Batı Yunanistandaki Olimpia kentindeki Zeus tapınağı için İ.ö.430’da yapılmış. Posanias’ın naklettiğine göre: abanoz, fildişi, altın vb. değerli taşlarla süslü heykel sedir ağacından bir tahta oturmuş, başında zafer simgesi defne dalından bir taç, bir elinde asa, diğerinde kartal olarak betimleniyordu.Tapınağın İ.S.426’da yıkılması üzerine heykelin İstanbula taşındığı söylenmişse de, şimdi tamamen kayıptır; hiç bir replikası da zamanımıza kalmamışdır.

Dijital dönem olan çağımızda, “veri kabûl eden” bir detektöre ve “Trafik Yönetiminde” kullandırılan hızlandırıcı bir sisteme “Zeus” markası verilmiştir.

Zeus bahsini kaparken, ölüm halindeki Katoliklere, papazların okuttuğu Lâtince “Confiteor” duasına değinmeden geçemiyeceğim: “Confiteor Dei omnipotenti e Mariae semper virgini”… Vatikan’ın tepesinden bakıldığında, Roma kentinin ortasındaki Colosseum’da, bir zamanlar Hıristiyanların vahşi hayvanlara parçalattırılışını zevkle seyreden Romalıların dilindeki bu duanın çevirisi: “Deus’un her şeye kadir olduğunu ve Meryem’in her daim bakire kaldığını ikrar ederim”dir. Hadi, “Deus”un “Zeus” olup olmadığına karışmıyayım ama, Tanrı aşkına, iki milennium önce yaşamış, ölmüş gitmiş bir hatun’un iffetine şahâdet etmek benim haddim mi? Neden bunu kabûl etmezsen Cennete gitmekden yoksun kalıyorum? İşte size, putperestliğin dik âlâsı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s